GAKKOŞLARIN DİYARINA YOLCULUK

0
31
BİR @rotasizevren HİKAYESİ

Garp ile son kızıllığını bizlere sunan güneş, Şark ile yeni umutları, yeni heyecanları, yeni bir takvim yaprağını ortaya çıkarıyordu. 4 duvarı kapalı yerden dışarıya çıkan insanlar için oldukça soğuk, soğuk ile dost olan insanlarımız için oldukça sıcak bir sabah sayılacak vakitte, yolumu Şark’a doğru çizmiş Elazığ’a doğru yola çıkmış bulunmaktaydım. Sitenin bahçesini yavaşça kapatmış ara sokaktan, karşı caddeye doğru yürüyordum. Caddeye doğru yaklaştığımda, sabahın ilk sesini duymuştum. Gelen ses sanki bana doğruydu, eğer yanlış duymadıysam rotasız diye seslenen bir kişi vardı. Kafamı kaldırıp sesin geldiği yöne baktığımda gördüğüm kişiye dair bir şaşkınlık içerisinde olsam da yanına ulaştığımda instagram üzerinden beni takip eden arkadaşım olduğunu öğrendim. Yeni insanlar ile tanışmayı beklediğim uzun bir yolculuğun ilk adımlarında beni takip eden, bana destek veren bir arkadaşımın beni görüp selam vermesi bana ayrı bir mutluluk katmıştı. Beraber belli bir noktaya kadar yürüyüp, hoş bir sohbet ettikten sonra ben yolculuğum için ulaşmam gereken yere, o da sınavlarına doğru ayrı rotaya ayrılmıştı.

Yolculuğumun asıl başlangıç noktası otoyola geldikten sonra, akan yoğun trafiğin içinde sırtında çekirdek kabuğu taşıyan bir karınca misali sırtımda çantam ile yürüyerek araçların beni daha rahat görebileceği, daha rahat yanaşabileceği, uygun bir yer arıyordum. İstanbul sınırları içerisinden bir ayak boyu mesafe uzaklaşmış ilk araç ile İzmit’in Kandıra ilçesine varmıştım. Çizili bir istikamete doğru, zaman kavramından uzak olacak olan bu yolculuğum için il, il değil ilçe ilçe bile gitmek oldukça cazip geliyordu. Yolların karıncası, şehirlerin çocuğu olduğum zamanın en başlangıç noktasından beri yaptığım bir şey vardı. Sınıf ayırt etmeden el kaldırdığımda duran her araca saat kavramından uzak gece veya gündüz kendi ailemin arabasına biniyor rahatlığıyla binmek, duran her aracın gittiği kilometreyi önemsemeden bir insan bir dünya düşüncem ile geri çevirmeden yol almak ve onları yeri zaman bir kardeş gözüyle, yeri zaman bir ağabey gözüyle dinlemek. Çünkü yolun bana öğrettiği bu insanların artık yakın çevreleriyle bir şeyleri paylaşamaması bunun da altında yatan en büyük sorunun paylaşacağı şeyin dinlenmemesiydi. O yüzden yolda farkına vardığım güzel durumlardan bir tanesi de dinlemek oldu, dinlemek sadece sıra bize geldiğinde hatırladığımız bir şey olmasından çıkmalı çevrenize, çevremize kulak vermeliyiz.

İlk araçtan indikten sonra uzun bir bekleyiş içerisindeydim belli bir zamandan sonra beni bu bekleyiş içerisinden; ellerini havaya kaldırmış, yüzünden gülücükler saçan, yaşlı bir amca davet etti arabasına. İlk cümlesi, ya sen ne yapıyorsun buralarda, bu havada? (gülüyor) hayallerime gidiyorum! diye gülüşüne gülücük ile karşılık vermemden sonra konuşmaya başladık. Ankara’ya doğru gittiğini söyledi ve bizi tahmin edemeyeceğim kadar güzel bir sohbet beklediğinin farkındaydım. Öyle de oldu yol boyu çok farklı sohbetler ettik özellikle din konusunda yoğun bilgi birikimi vardı ve bunu bir yabancı gibi değil de torunuyla konuşma tarzında anlatarak sohbet etti benimle. Ankara’ya kadar uzanan o kilometreler, metre gibi geldi çünkü yollar kimsenin size veremediğini ailenin, okulun, arkadaşların veremediği bilgileri veriyor bazı zamanlarda. O da bu zamanlardan biriydi ve artık kum saati son kumunu damlattığı sırada Ankara levhasından giriş yaptık. Havanın kararmasına oldukça vakit varken Kırıkkale’ye doğru yola devam etmeye başlamıştım, tahmin ettiğimden daha fazla araç değişerek güneşin kendini geceye bıraktığı vakitlerde Kırıkkale’ye vardım.

Karnım oldukça acıkmış, Kayseri’ye doğru yola devam etsem mi etmesem mi kararsızlığı içerisinde yakınımda ki benzin istasyonundan bir kaç atıştırmalık aldım ve uygun bir otostop noktasında çantamın üstüne oturup yemeye başladım. Karnımı bastırmış, tatlılardan aldığım enerji ile Kayseri’ye doğru parmağımı kaldırdım. Hava kararmış, yola doğru baktığımda çok işlek gözükmüyor olsa da şanslıydım. Bir kaç dakika sonra duran midibüs ile Kayseri’ye tek atmıştım. Duran orta yaşlarda bir ağabeydi, yol kenarında bir market görüp yanaştık, yolumuz daha var bir şeyler yiyelim dedi. Markete girdik, bir poşet dolusu yiyecek aldıktan sonra tekrar yola devam ettik, yol boyunca poşetin çeyreği bitmese de artık Kayseri’ye varmış bulunuyorduk. Saat 22.30 civarlarına geliyordu ve daha fazla yola devam etmeyip geceyi burada geçirecektim aklıma gelen en uygun seçenek geceyi otogarda geçirip sabah tekrardan yola devam etmekti. Beni otogara yakın bir yerde bırakan abiyle vedalaştık ve aldığı bir poşet dolusu yiyeceği bana bırakmadan gitmedi. Otogarın içerisinde kendime uygun bir bank ayarladıktan sonra günün verdiği tatlı yorgunluk ile uyuya kalmışım. Kendimi banktan düşüyor zannedip bir anlık refleks ile uyandığımda saat 02.45 civarlarındaydı etrafıma baktığımda ise sağdan, sola koşuşturan bilet kesiciler, renk renk bavullar görüyordum. Gecenin kendini iyice bir buz kalıbına döndürmesiyle ılık sayılacak derecede olmayan otogar cidden artık soğumuştu. Üstümdeki kat sayısını, bir kaç kazak ile destekledikten sonra tekrardan uykuya geçtim ve gün doğumunu yolda izlemek isteyip otogardan ayrıldım.

Anayola doğru yürüdüğüm sıra Şark’dan doğan güneş önce gözlerimi ısıttı, sonra vücudumu. Güneş doğuyor, ben otostop çekiyorum, araç gelmiyor, hayallerim ile gidiyordum. 1,2,3, araç değişip yolda karnımı doyuran, sohbetlerine doyum olmayan güzel insanlar ile saat 15.00 civarlarında otuz saati aşan yolculuğum sonrasında Elazığ’a varmış bulunmaktaydım. Elazığ denilince akla gelen tarihiyle, yapısıyla Harput kalesine doğru şehrin en canlı caddesi olan Gazi Caddesinden doğru yürüyüp Harput’a çıkan minibüslere doğru yürümeye başladım. Harput’a doğru sürecek 6 kilometrelik yolculuğum sırasında Elazığ ve Harput ile ilgili bilgileri okuyordum. Elazığ kentinin tarihine zaman yolculuğu yaptığımızda Elazığ’ın konumunun şuan ki yerde olmadığı, ilk olarak Harput bölgesine inşa edildiği geçen kaynaklara göre de tarihin milattan önce II. bin yıllarına dayandığı geçiyor. Bir rivayete göre Harput Kalesi inşaatında suyun bittiğini inşaatın devamında süt kullanıldığı söyleniyor buda halk arasında Harput Kalesinin, Süt Kalesi olarak anılmasına sebep oluyor. Harput’ta gittikçe artan nüfus, yaşam şartlarının elverişli olmayışı, doğanın verdiği zorlukların gün geçtikçe artması 1834 yılında Reşid Mehmet Paşa tarafından Elazığ’ın şuan ki olduğu yere kurulmasını sağlamış oluyor. Elazığ’ın tarihinin bir yanında birde anıldığı adının geldiği süreci var. Elazığ’ın Osmanlı Dönemindeki adı Mezradır. Sultan Abdulaziz zamanında kentin adı Aziz’in yaptırdığı anlamına gelen Mamuret’ül Aziz olarak değişse de halk bu ismi kullanmakta zorluk çekiyor alınan kararla şehrin adı Elaziz oluyor. 17 Kasım 1937 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün şehre ziyaretinin sırasında ismin Elazık olmasını istiyor ve Elaziz ismi Elazık olarak değişiyor. Fakat bununla da bitmiyor yaklaşık 1 aylık zaman sonrasında ismin zor telafuzu sebebiyle şehir şuan ki ismine kavuşuyor.

Bunu kentin tarihi adına yolculuk olarak kabul edebileceğimizin yanında birde halk diliyle anılan Gakkoşlar Diyarı var. Gakkoş, halk arasında gakgo diyede ifade edilen kelime ağabey, kardeş anlamına gelmekte ve bu bence yörenin insanını tek kelimeyle özetleyebileceğimiz bir ad. Nihayet Harput’a varmış, minibüsten indikten sonra 5 dakikalık yürüyüş sonrası Harput Kalesine varmış bulunmaktaydım. Giriş olarak bir ücretsiz ödemiyorsunuz buraya fakat geldiğim tarih olarak şuanlık çoğu alan restorasyon içinde çünkü Harput milli bir değerimiz olarak yaz aylarında UNESCO tarafından Dünya Geçiçi Miras Listesine alındı. Elazığ’ı en güzel izleyeceğiniz seyir terası da yine Harput Kalesinden geçiyor. Harput Kalesi gezimi tamamladıktan sonra yürüyerek Elazığ tarihinin ilk yerleşim yerini barından Harput Mahallesini dolaşıyordum.

Güneş kendini bulutlar içerisine bırakmış, akşam vakti gelmiş iken gezimi tamamlamış tekrardan geldiğim minibüsler ile merkeze dönüyordum. Uzun süredir bir şey yememiştim ve geceyi kalacağım yeri ayarlamamıştım. İlk olarak karnımı doyurma kararı verdikten sonra Elazığ’ın meşhur salçalı köfte ekmeğiyle afiyete ulaştım. Geceyi geçirmek için kalacağım öğretmenevine doğru yürürken bir kaç dükkanın tabelasında Orcik kelimesini okumuştum. Merak edip dükkana girdim, Orciğin ne olduğuna baktım ve en sevdiğim tatlılardan biri olan cevizli sucuk olduğunu gördüm. Yanıma az bir porsiyon alıp, öğretmenevine yürümeye devam ettiğim sıra instagramdan bir arkadaşımın Elazığ’da mısın? mesajı geldi. Burada olduğumu söyledikten sonra onunda burada okuduğunu hatırladım ve bu gece için beni öğrenci evinde ağırlayabileceğini söyledi. Çok mutlu oldum ve yolumu attığı konuma doğru tekrar çizdim. Geceyi arkadaşımın evinde güzel bir yemek, sıcak bir sohbet, bir uykuyla geçirdikten sonra sabahın erken saatlerinde uyandım ve tekrar yola çıktım.

Yolculuğum hem masmavi rengiyle Keban baraj gölüne hem de 1974 yılında Elazığ ile Perteği (Tuncelinin bir ilçesi) bağlayan feribotaydı. Keban barajı projesiyle Elazığ’ı, Tunceli’ye bağlayan Pertek Köprüsü sular altında kalmış bundan dolayı da arabalı Feribot seferleri eklenmiş. Şehir merkezinden yürüyerek Pertek yoluna çıktıktan sonra parmağı kaldırdım ve tek atışla Feribota gelmiştim. Barajın, feribotun, martıların oluşturduğu kareografik manzaraya dalmış iken feribot yavaşça hareket etmiş bulunmaktaydı. Perteğe geçiş yaklaşık 20-25 dakika sürmekte, bu süre hem manzaranın güzelliği hem de feribotu hem de simitlerini takip eden martıların sesi ile beraber çok hızlı geçiyordu. Pertek iskelesine yanaşmıştık, araçlar iniyor araçlar biniyordu fakat benim Tunceli rotam olmadığı için ben tekrar aynı feribotla geri dönüyordum. Elazığ tarafına doğru yaklaşırken feribotta bulunan bir araca Elazığ’a mı gidiyorsunuz diye sordum onlarda evet, gel diyerek Feribot çıkışında otostop çekmeme gerek kalmadan tekrar Elazığ’daydım. Sadece Elazığ’ı görmek için çıktığım bu rotayı tarihi kentler, farklı hayatlar, yöresel lezzetler, güzel tecrübeler kazanarak bitirmiş bulunuyordum. Gelişimin, dönüşümün otuz saati aştığı kent bana bu yolda oldukça şeyi öğretti. Yeni hayatlara ulaşacağımız, yeni bilgileri öğreneceğimiz, kendimize yeni tecrübeler yaşayacağımız farklı rotalarda görüşmek üzere, empatiyle kalın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here